19 Kasım 2013 Salı


                        AŞK VE GURURask_ve_gurur_2009_5_2_86802
Jane Austen, 18. yüzyıl romancılığına modern bir kimlik kazandıran ilk yazar olarak kabul edilir. Sıradan insanları, hayatın günlük telaşını incelikli, mizahiüslubuyla anlatır. Bu sebeple romanları günümüzde dahi okurların vazgeçemediği klasiklerden olmuştur.Batı Edebiyatının en çok ilgi uyandıran ve merak edilen kadın kahramanlarından birisidir Elizabeth Bennet. Aşk ve Gurur ise; orta sınıftan bir aileye mensup Elizabeth Bennett ile soylu ve varlıklı Fitzwilliam Darcy arasında geçen gerilimli bir aşk hikâyesini konu eder. Unutulmaz bir aşkın çerçevesinde aile, toplum, servet gibi kavramların insanın sosyal hayatındaki etkilerini de tartışan roman, okura lezzetli bir okuma keyfi yaşatıyor.
 
http://tr.wikipedia.org/wiki/Gurur_ve_%C3%96nyarg%C4%B1


CARRİE (GÜNAH TOHUMU)

















   



 









 






Son yıllarda 'ezik' olarak tanımlanan, gösterişsiz, asosyal liseli tipler, kendilerine benzeyenlerle bir grup oluşturamamışlarsa her fırsatta psikolojik ve bazen de fiziksel şiddete maruz kalabiliyorlar. Hollywood, kaba güldürülerden, korkunun alt türü 'slasher' filmlere kadar genişleyen bir yelpazede bu tipleri kullanıyor. Ancak 1974'te, yayımlanan ilk romanı ile Stephen King bu karakterlerin belki de en boyutlu olanını yaratmıştı: Carrie!

King'in keskin gözlemleriyle yazdığı Carrie, çirkin görünümlü, ürkek, çevresinden dışlanmış, sürekli aşağılanan, dalga geçilen bir zavallı. Bu durumda olmasının temel nedeni, bir 'günah çocuğu' olarak dünyaya gelmesi ve bağnazlık derecesinde dindar annesinin aşırı baskısı altında ezilmesi! Tam da bu noktada, her 'ezik' gibi onun da herkese üstünlük sağlayan özelliği, öykünün omurgasını oluşturuyor.

King, bilimsel bilgileri ölçülü bir abartıyla köpürterek Carrie'ye telekinezi (uzadevim) yani maddeleri, her tür objeyi, hatta devasa nesneleri beyin gücüyle uzaktan hareket ettirme / yönlendirme yeteneği vermiştir. İşte, 1960'lardan itibaren Amerikan Sineması'na damga vuracak yeni kuşağın temsilcilerinden olan Brian De Palma da, 1976'daki sağlam uyarlamada Carrie'nin bu yeteneklerini tam ölçüsünde kullanır. Böylece cinsel uyanışı ve çevresiyle iletişim kurma çabaları, kendi cinselliğini inancının dipsiz kuyularına iten annesi tarafından engellenen Carrie'nin, okul balosunda uğradığı şiddetten sonra umutlarını yitirip yeteneklerini kullanması 'öykünün mantığı içinde inandırıcı' gelir. Yarattığı terör dalgası da etkilidir. Bu noktadan başlayarak yeni uyarlamanın nasıl bir talihsizlik olduğunu zorlanmadan vurgulayabiliriz.

Bazı yeniden çevrimlerin formülleri 'tutmamakta'. Örneğin Richard Donner'ın, 'yaşayan ve ölen tek süper kahraman' olduğuna neredeyse inanacağımız Christopher Reeve ile 1978'de çektiği "Superman" ardından gelenlerce aşılamadı, aşılacak gibi de görünmüyor. Peki, ülkemizde "Günah Tohumu" adıyla gösterilen "Carrie"den daha çarpıcı bir film olabilecek mi? 27 yaşında liseli genç kızı oynayan, fakat tam da bu nedenle o zayıf vücudu ve çilli haliyle ideal bir Carrie olan Sissy Spacek bir tane olduğu için, çok zor! Bu yeni uyarlamadaki Chloë Grace Moretz 16 yaşında. Evet, Carrie'nin yaşında; ancak hayatın, okulun ve akranlarının kıyısında kaldığına inanamayacağımız kadar 'bebek'. Yüzünde annesinin temsil ettiği ilahi baskının ve cehennem gibi evindeki boğucu hayatının izleri yok! Anne Margaret White rolündekiJulianne Moore ise, 76'daki Piper Laurie'nin o yarı-deli performansına çok yaklaşmış (anımsatalım, Spacek ve Laurie Oscar adaylıklarına layık görülmüşlerdi).

"Erkekler Ağlamaz"(Boys Don't Cry) adlı filmde, homofobinin şiddetini yüzümüze çarpan  Kimberly Peirce, yeni nesiller için çekilen "Carrie"de sosyal medyadan yararlanırken, hikâyenin, karanlığı, taassubu, sınıfsal baskıyı en derinden hissettirmesi gereken yerlerini hafif geçmiş. Asıl itirazımız ise, Carrie'nin doğaüstü yeteneğinin tamamıyla bir gösteri amacı olarak kullanılması. Yinelersek, ilk film abartıyı telekinezinin sınırlarını çok esneterek uyguluyordu. Burada ise, yeni seyirci kuşaklarına film satma tasası içinde 'başımıza taş yağıyor' (filmde gerçekten oluyor)... Carrie'nin ruhunu iblise teslim etmişçesine sergilediği şov,  korkuya değil ama komediye hizmet ediyor.

2013'ün "Carrie"si, De Palma filmini kült yapan nitelikleri güçlendirmekten, o filmi daha da parlatmaktan başka bir amaca hizmet edemiyor. Üstelik 2002'de çekilen ve Carrie'yi 29 yaşındaki Angela Bettis'in, annesini ise Patricia Clarkson'ın oynadığı televizyon filminin gerisinde olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.